| |
Bugün hemen her ülkede,
hiçbir bilimsel temeli olmayan ve araştırmalara kapalı yöntemlerle kanserde
şifa sağladığını iddia eden kişiler bulunduğunu üzülerek itiraf etmek
gerekiyor. Uluslararası Kanserle Savaş Birliği'nin açıklamasına göre,
Kuzey Amerika ve Batı Avrupa ülkelerinde dahi kanser hastalarının %50
kadarının etkinliği kanıtlanmamış yöntemleri kullandıkları sanılıyor.
Bu yöntemler bilimsel yöntemlerin yerine veya onlara ek olarak kullanılıyor
ve bu uygulamalar çok defa doktorların bilgisi dışında yapılıyor.
Kimler nasıl sunuyor?
Kanıtlanmamış yöntemlerle ilgili bilgiler meslekten olmayan kişilerce,
ve ender de olsa, maalesef doktorlar hatta tanınmış ve saygın bilim adamları
tarafından bilim dışı bir tavırla benzer şekilde topluma sunulmaktadır.
Bu tür kanıtlanmamış yöntemler, gündelik yazılı ve görsel medyada da oldukça
sık gündeme getirilerek, hemen her kanser hastası veya hiç olmazsa ailesi
ve çevre arkadaşları bunları okuyup izlemekte ve etki altında kalmaktadır.
Ne iddia ediyorlar?
*doğal ürünleri uyguladıklarını,
*ürünlerinin yan etkilerinin olmadığını,
*bu ürünlerin hastanın savunma mekanizmalarını harekete geçirdiğini,
*ürünlerinin her çeşit habis hastalığa ve ayrıca bu gruptan tamamen ilgisiz
diğer birçok hastalığa etkili olduğunu.
Ortak özellikleri var mı?
*bir sır veya mucize olan tedaviyi, buluşları çalınabileceği için, yalnız
kendilerinin verebileceklerini ifade ederler,
*tedavi ile şifa sağladıkları eski hastalarından mektuplar ve şahitlere
sahip olduklarını ileri sürerler,
*tanınmış kişileri bu düşünce ve yöntemlerin destekleyicisi olarak gösterir
ve başarısızlıklarını yönteme değil, hastaya yüklerler,
*yöntemleri kontrollü klinik çalışmalara değil, hastaların ifadelerine
dayalılıdır,
*elde ettiklerini iddia ettikleri sonuçlarını bilimsel olmayan bazı toplantılarda
bildirirler veya gündelik medyada açıklarlar,
*tıbbi kuruluş mensupları tarafından dikkate alınmadıklarını ve kendilerine
baskı yapıldığını sıklıkla tekrarlarlar,
*tıbbi konuda uzmanlaşmış kişilerle konsültasyonu redederler veya önce
kabul sonra vazgeçerler.
Hasta ve çevresi neden yaklaşıyor?
Klasik tıbba karşı ciddi bir sorun olan bu uygulamalara hastaların yaklaşımı
için çeşitli nedenler var. Önde gelen neden korkudur. Çünkü, genelde kanser
birçok kişiye göre kısa sürede ağrılı ölümle eş anlamlıdır ve doktorun
iyileşme için güvence veremediği durumlarda korku daha çok artar. Ayrıca,
klasik kanser tedavisi şekil bozukluğu, yanık, bulantı ve kusma, saç dökülmesi
seksüel yetmezlik endişesi ve bağışıklık sisteminin bozulması gibi sonuçlara
da varabileceğinden, hasta bilimsel tedavi süresince kendisinin yapabileceği
çok az şey olduğunu düşünerek tedavi ve iyileşme yolunda daha aktif olacağı
olanakları sunan yöntemleri tercih edebilmektedir.
Ancak, bu kişiler, bu çare ve yöntemler şifa sağlayamadıkları gibi, ayrıca,
kalifiye bir doktorun tedaviye başlayarak şifa elde etme zamanını ve şifa
olanağını da azaltırlar. Bu nedenlerle, kanserin ne olup/olmadığını ve
bilimsel tıbbın ne olduğunu çok iyi bilmek gerekir.
Kanser nedir? ne değildir?
"her hangi bir yerde ölüme gidiyorsanız bir doktora ve hoş olmayan
birçok tedaviye gitmenin geçerliliği var mıdır?"
İşte geçmiş yıllarda kanser için üretilmiş, efsane ve hikayenin getirdiği,
gerçek olmayan sonuç budur. O dönemlerde kanserli kişi toplum dışına itilmiş,
yaklaşılması ürperti ve korku veren bir insan olarak kabul edilmiştir.
Bunun kanserli hastaya getirdiği psikolojik baskı kendisini ve hastalığını
toplumdan gizlemek ve içine dönmek mecburiyetine yöneltmiştir. Geçmişte
kanserlerin çok azında şifa elde edilmesinin de bu inanışta rolü vardır.
Tıp o dönemlerde ancak ilerlemiş hastalığı olan kanserli hastalarla uğraşı
vermiştir. Günümüzdeki gerçek görüntüsüne göre,
"kanserler efsane değildir, pek çoğu başarı ile tedavi edilebilen
hastalıklar grubudur."
Korumadaki dikkat ve öneriler kanseri korunulabilir, teşhis ve tedavide
erişilen ileri düzeydeki teknikler kanseri yenilebilir hastalık durumuna
getirmiştir ve her geçen yıl kanserli daha çok kişi şifa bulmaktadır.
Bilimsel tıp ne yapıyor?
Tıpta bir hasta grubunda tedavi yöntemlerini değerlendirmek amacıyla tıp
ve statistik bilimlerine dayalı özenle düzenlenmiş bilimsel araştırmalar
bir disiplin ile yürütülmektedir.
Böylece, farklı yapı ve davranış özellikleri olan ikiyüzden çok sayıda
insan kanserinde de farklı tedavi yaklaşımları "klinik çalışma disiplini"
ile ortaya konulmaktadır.
Klinik çalışmalar tek bir merkezde veya çok sayıda
merkezlerde yapılabilir ve bu çalışmalar genelde uluslararası organizasyonlarla
yapılmaktadır. Her çalışmada, değişmeyen temel ilkeleri kapsayan, protokoller
sapması olmayan doğrultuda uygulanır.
Tıpta kullanılacak bir ilacın geliştirilmesi, amaçlarına göre, dört dönem
(faz) geçirir. Bu fazların her birisi temel ilkelere bağlıdır ve bazen
yıllarca sürebilmektedir.
*Faz-I: ilacın toksik etkisi (basit bir deyimle istenmeyen yan etkileri)
ve çalışmalar için güvenilir dozları saptanır,
*Faz-II: belirli bir tümör grubunda ilacın tümöre karşı etkinliği gösterilir
ve daha geniş gruplarda klinik çalışmaların gerekliliği saptanır,
*Faz-III: tümöre karşı etki standart bir tedavi ile kıyaslanır,
*Faz-IV: adjuvan (ameliyat sonrası uygulamalar) çalışmalarla etkinliği
gösterilir ve geç toksik etkiler izlenir. Adjuvan çalışmaların sonuçları
5-10 yıl sonra tekrar gözden geçirilerek değerlendirilir.
Sonuç
Her ne kadar "doğaya dönüş" günümüz modası olsa da bilim ve
teknoloji inançsızlığını da kabul etmek mümkün değildir. Bu alanda ileri
düzeyde olan ülkelerde kanserin gerek tanı gerek tedavi olanakları için
milyarlarca dolar sarf edilirken, sorunu mutfakta kaynayan ısırgan otu
veya zakkum tenceresi, öldürülen kaplumbağa kanı ve benzeri kanıtlanmamış
çareler ile çözmek mümkün değildir.
Kanser tedavisi konunun uzmanları olan doktorlar
tarafından yapılmalıdır |